Kemal Kılıçdaroğlu’nun haftaya yapacağı konuşma metnini ele geçirdim, yayınlıyorum:
Değerli arkadaşlar. Şimdi, bir rahat pozisyon alın, gevşeyin. Biraz vaktinizi alacağım.
Gece, Müslüm Gürses’den türkü dinleyerek uyudum. Yorganın altında kısık sesle ağlarken, mırıldandım da: “Bu dünyada yerim yokmuş / keşke bir yalan olsaydım”.
Mırıldanırken düşündüm: SSK yönetiyorum, kurum batıyor. İstanbul Belediye Başkanı adayı oluyorum, ikamet derdimi çözemiyorum, semt adlarını bile söyleyemiyorum. Referandum kampanyası yapıyorum, oy kullanamıyorum. Bir horozlanasım tutuyor, hep ertesi gün yiyorum. Yürüyen merdivene bile yanlış biniyorum. Proje diye para dağıtmak gelebiliyor aklıma. Önder Sav’dan kaçarken Süheyl Batum’a yakalanıyorum. Güzel bir tatil yapmayalı yahut Soner Yalçın dışında kitap okumayalı yıllar olmuş. Off.
Sabaha kadar kabus gördüm. Ölmüştüm, kimse kafamı bulamıyordu.
Uyandım, bir de ne göreyim: Ak sakallı bir Makedon Bektaşi dedesi, elinde İspanyolca bir tabela tutuyor: Ya Basta! Hemen açtım Iphone’umdan Google Translate’i, baktım: Artık Yeter! demekmiş.
Dede, buharlaşarak gitmeden güzel bir Neşet Ertaş türküsü koydu akşamdan kalma Müslüm’ün yerine: Eksilmez başımın karı / Gitmez ömrümün efkarı / Geçti ömrümün baharı / Bir gonca gül deremedim
Ve duşta kendime geldim: “Evet ulan. Bir gonca gül derme vaktidir!”. Sapasağlam adamdım.
Bir plan yaptım. Şimdi, size onu açıklayacağım.
Arkadaşlar. Planım size, biraz radikal yahut tuhaf gelebilir. Şöyle düşünün. Başımıza daha ne gelebilir? Fikirlerimiz Ortadoğu için bile arkaik kaldı. AKP idi, laiklik idi korku salarak alabileceğimiz oy ortada. Sayemizde Atatürk adını duymak isteyen insan sayısı azaldı.
Bütün dünya alay ediyor bizimle arkadaşlar. Bize oy verenler dahi alay ediyor.
Şu odadaki yaratıcılık, zeka ve sıkıcılık düzeyi, ortalama bir genç insanı 10 dakikada depresyona sokar.
Ölümden önce bir hayat var arkadaşlar. Bunu 80 sene öncesinin fikirlerini tekrarlayarak tüketemeyiz.
80 yıldır seçim kazanamamış CHP, ben yalpalayınca, saçmalayınca, bugün dediğimi yarın yiyince mi kazanacak?
Kaybedeceksek, görkemli kaybedelim kardeşim.
Biz, çok saçma bir hale getirdik bu ülkeyi. İdeoloji, siyaset anlamsızlaştı. Normalleşme gerekiyor hemen. Yapılacaklar listesi de belli esasında. Şu “Dış mihraklar” korkusundan, bölünme ve irtica paranoyasından, bağımsızlık yalanından ve milliyetçilik illetinden kurtulduk mu kimse tutamaz bizi. Yapılacak iş basittir: Ülke demokrasiye ve adalete kavuşturulacaktır. Bizim yönlendirmemizle zevzemiş bir azınlık dışı da zaten böyle düşünmektedir.
Bize oy verenlerin dahi ezici çoğunluğu bizden şikayetçidir. Ordu ve devlet küçültülecek, buna mukabil iktisat ve şirketler üzerindeki devlet kontrolü artacak, böylece gelir dağılımındaki eşitsizlikle mücadele edilecektir.
Muhtaç olduğumuz kudret kanımızda, böbreğimizde yahut kazağımızda değildir. Neo-liberal olmayan bütün güçleri (AKP harici demokrat güçler) arkamıza almaktadır. Aleviler, ezilen dindarlar, Kürtler, Lazlar, Çerkesler, solcular, heavy metalciler, gençler, liberaller (kalın kafalılar için not: iktisadi liberaller yahut neo-liberaller değil) hatta endişeliler hepimize yeter.
Bu, “yapacak başka bir halt olmadığı” için AKP’ye oy veren çoğunluğu da yanımıza çekecektir. Ülkenin %95′inden bahsediyorum arkadaşlar.
Madde madde sıralıyorum!
İktidar yolu: AKP’nin yıllardır sürdürdüğü iktidar, bizim ve Sn. Bahçeli’nin sürekli saçma yollara sapmamız yüzünden fazla başıboş kalmış ve şımarmıştır. Haziran hedefimize ulaşabilmek, yani iktidara girebilmek için derhal HAS Parti, EDP, DSİP ve BDP ile işbirliği yapılacaktır. Türkiye’nin ilk seçim öncesi koalisyonunu kuruyoruz arkadaşlar. Bu dört partiyle, olası bakanlıklar, projeler dahil olmak üzere bütün detaylarda sür’atle pazarlıklar yürütülecek ve anlaşılacaktır. Ayrıca AKP’nin Elkatmış’ı, DSP’nin Pişkinsüt’ü gibi makul, demokrat ve dışlanmış isimler derhal partimize davet edilecektir.
Gölge kabine: Hep vızıldanıp bir türlü yapmadığımız şu Gölge Kabine’yi hayata geçireceğiz ve memleketin bütün sorunları üzerine hem AKP’nin durumunu takip edip raporlayacağız, hem de projeler üreteceğiz. Aklımdaki isimler şöyle: Kültür Bakanı / Sezen Aksu, İçişleri Bakanı / Orhan Miroğlu, Savunma Bakanı / Ahmet Altan, Devlet bakanları: Sezgin Tanrıkulu, Şivan Perwer, Kemal Burkay, Mithat Sancar, Ömer Laçiner, Hayko Cepkin. Aslında Pascal Nouma da var aklımda, ama sulandırmayalım.
Partinin adı: CHP adı, allerji yaratmıştır arkadaşlar. Bu ad, bir çok katliam, darbe, işkence ve derin ilişkiyle beraber anılmaktadır. Benim önerim, C’yi atalım, Halk Partisi olarak devam edelim. Sayın Bahçeli’den espri çalmak gibi olmasın ama, HP aynı zamanda Horse Power, yani beygir gücü demektir. Hedefe hızlanmamıza faydalı bir ölçü birimi. Pazarlamacı deyimiyle “word of mouth” değeri de var. Çağrışımları güçlü.
6 ok: 6 ok ne imiş? Milliyetçilik mi kaldı ayol? Devletçilik neymiş yahu? Cumhuriyetçilik ne öyle, simitçilik gibi. Olmaz öyle. 4 yay yapıyoruz onu: Demokrasi, Eğlence, Proje, Adalet
Tam bağımsızlık: Tam bağımsızlık bir koca yalandır arkadaşlar. Ne demek tam bağımsızlık? İnsan, arkadaşlarına, komşularına başka iş yapanlara kısaca diğer insanlara bağlıdır. Ülkeler de öyle. Tam bağımsızlık, tecrit demektir. Tam bağımsızlık, yalnızlık demektir. Saçmalamayalım. Ayağındaki ayakkabının pençesi Afrika’dan, yazılımı ABD’den, işçiliği Çin’den çıkıyor, sen tam bağımsız olacaksın? Hele dünya tarihine yoğurt ve pastırma dışında pek bir katkısı olmayan bir ülke olarak hohoyt. Tam bağımsız olalım, şu köşede çatlayalım. Yok deve. Elbette bağlıyız, herkes bağlı.. Sınırları insanlar çizmiştir arkadaşlar, Allah yahut evrim yapısı değildir. Hayali cemaatler üzerine kurulu kenar çizgileridir sınırlar.. bu kadar takılmayın tam bağımsızlığa. Onurlu olmaktır önemli olan. İnsanlık onurudur önde olan, önemli olan.
Mizah: Artık kendimize güldürmeyelim arkadaşlar. Misal, ben duşta fark ettim ki, Atatürk öleli epey zaman olmuş. Fikirleri, yaptıkları artık tarihçileri ilgilendirir. At arabasıyla gezilen bir dünyadaki fikirlerle e-posta atılan bir dünyayı yönetmeye kalkışırsanız size CHP derler. Atatürk’e takılı kalmayalım.
Kürt sorunu: Dünyanın en saçma sorunu. Öncelikle CHP olarak bu yaraya hep sülfürik asitle gittik. Bu eşeklikten dolayı özür dileyeceğiz. Anadilde eğitimi konuşmaktan hicap duyarız. Herkes annesinden öğrendiğini okulda da öğrenebilir. Derhal kiminle masaya oturmak gerekiyorsa onunla masaya oturacağız. Masanın üzerinde ayakta bile durabiliriz. Şununla konuşmam, bununla konuşmam tiribi yüzünden onbinler ölebilir mi arkadaşlar? Ispanak tarlası mı bu? Derhal illerin ilçelerin eski isimleri verilecek. Siyasi af çıkarılacak. Demokratik özerklik, eyalet sistemi ve sairi görüşmek için de hemmen bir “Kürt ve Türk sorunları çalışma grubu” kurup, her ilde araştırmalar yapıp acil eylem planı hazırlayacağız.
Basınla ilişkiler: Türk basını, Cumhuriyet tarihi boyunca güvenilmez, işbirlikçi, çıkarcı olagelmiştir. Ama iktidar ve “popüler birşeyler” kokusu alınca üzerine atlarlar. Bu yeni hareketimiz öyle bir şok etkisi yapacaktır ki AKP medyası bile kolayına bok atamayacaktır. İşte buna sersemleme süreci diyorum. Biliyorsunuz tavuk sersemken kesilir. Biz de, basın sersemken onu bu sefer hakikaten arkamıza alacağız. Ama ne (üyemiz) sn. Oktay Ekşi, Tayfun Türenç filan gibi tek okuru birbirleri olanlara, ne Yılmaz Özdil, Bekir Coşkun, Emin Çölaşan, Mine Kırıkkanat gibi tetikçi ve ayrımcı elitistlere ihtiyacımız var. Merak etmeyin. Yeni programımızla değil Türkiye’de bütün dünyada basın bizden bahsedecek. Şunu da eklemeliyim ki: Yarabbi şu Soner Yalçın’la ilgili söylediklerimden çok utanıyorum. Keza, Mustafa Balbay, Tuncay Özkan.. yargı süreci bir kenara, bunlar bizim asla adımızın beraber anılmasını istediğimiz isimler değildir. Hepsi tescilli darbeci yahut faşisttir. Etnik köken hesapçısından general yalakasına kadar tuhaf bir muharrir türüdür bunlar.
Yargı: Türkiye’de yargı, hiçbir zaman güvenilir bir yer olmamıştır. Nevrotik, kaprisli, adaletsiz olmuştur. Bu ülkede adamın gözünü çıkarmak, gözlüğünü çalmaktan daha az cezaya tabidir. Yargı, devleti ve mülkiyeti korumak içindir. İnsanla ilgilenmez. Ergenekon sürecinde eşe dosta bulaşılınca mızıldanan medya gibi olmayalım. Toptan değişimden yana olalım. Bu, partiler üstü bir konudur ve AKP ile evrensel demokrasi ilkeleri dahilinde işbirliğine hazırız.
Kıbrıs sorunu: Kıbrıs, elbette Kıbrıslılarındır. Başımıza bu belayı, yaptığı ilk müdahale bütün dünyadan takdir görünce şımarıp ikinci kez oraya girip bu sefer “işgal eden” eski genel başkanımız Ecevit sarmıştır. Yine baş sorumlulardan birisi bizim partimizdir. Yapılan bütün terbiyesizliklerden dolayı özür dilenecektir. Ordumuz kademeli olarak çekilecek, karar, Kıbrıslılara bırakılacaktır.
Başörtüsü sorunu: Başörtüsü yahut masa örtüsü filan gibi şeyleri koca koca adamların konuşması ayıptır. O kadar ayıptır, o kadar ayıptır ki şu anda bile kızardım, siz uzaktasınız göremiyorsunuz. Herkes kafasına da masasına da ne istiyorsa onu örter yahut örtmez.
Ergenekon: Bu ülke, derin devletten çok çekmiştir. Teşkilat-ı Mahsusa, İstiklal Mahkemeleri, Dersim katliamı, Şeyh Sayit isyanı, 6-7 Eylül olayları, Susurluk, Maraş / Çorum vb. olayları, darbeler, Kürt savaşı ve daha çok zulümün sebebi bu derin devlettir. Ergenekon operasyonu ile Cumhuriyet tarihi boyunca görülmedik kararlılıkta bir aksiyon yürümektedir. Bizim bugüne kadarki boş muhalefetimiz, avukatlık ve üyelik taleplerimiz yüzünden olay sulandırılmıştır. Bu sulanmış ortamda da AKP, tuttuğunu içeri tıkmaya başlamıştır. Oysa bu işi de partiler üstü olarak ele alıp, AKP ile iş birliğiyle kökünden kazımaya hazırız.
Projeler: Biz, proje özürlü bir parti olarak biliniyoruz. Türkiye genel olarak projeye aç bir ülkedir. Dolayısıyla bir miktar yaratıcılık bile müthiş bir sonuç elde etmemizi sağlayacaktır. Proje derken, öyle şu anda yaptığımız gibi gençlere iş, fakirlere para gibi mesnedsiz klişelere düşemeyiz. Keza, Ankara’ya deniz getirmek, ofsaytı kaldırmak filan gibi fantastik yollara da giremeyiz. Yaratıcı, işlevsel ve cesur olmamız lazım. Yani, ayak üstü uyduruyorum: “Paraya reklam alacağız”, “aşırı zenginliği devletleştireceğiz”, “vergiyi halktan, yani yani telefon, benzin, içki, sigara gibi şeylerden değil zenginlerden ve ıskalamadan toplayıp, komşusu açken Ferrari’ye binmeyi utanç verici birşey haline getireceğiz” demek gibi.. yeter ki kompleksler kapıya bırakılıp aransın. Proje mi yok?
Evet arkadaşlar.. şimdi uğradığınız şoktan kolay çıkabilmeniz için size sakinleştirici dağıtılacak. Sakinleştikten sonra bir düşünün.
En azından 80 senedir aynı şeyleri söylemekten sıkılmış olmalısınız.
(Timur Manisalı ilham kaynağı Zaytung’a teşekkürü bir borç bilir)