Kuracak cümle bulana kadar kapalıyız!

Ergenekon, Cumhuriyet tarihinin en umut verici operasyonuydu, sulandı.

Elbette zaten hukuksuzluklar vardı. Türkiye’de hukuka uygun kaç şey var ki zaten?

Pınar Selek’in virtüel bir davadan 2,5 sene yattığı, Beşikçi’nin, Başkaya’nın binlerce yılla yargılandığı, Göktepe’nin dayak yiyerek, Hrant’ın göre göre katledildiği, Sıvas’ta başbakan yardımcısıyla konuşurken insanların yandığı bir ülke burası.

Bu koşullarda herkesi umutlandıran bir dava idi Ergenekon.

Ve, o da hepten sulandı.

Baykal avukatıydı, Kılıçdaroğlu üye olmaya kalkıştı. Helal olsun ikisine de.

Muhalefet olmayan yerde iktidar bezirgan olur.

İki tane aslan gibi gazeteci, Nedim Şener ve Ahmet Şık. Her ikisi de hakiki muhalifler, namuslu insanlar. Laf salatası değil, haber yapıyorlar.

Nedim Hrant olayının, Ahmet Ergenekon’un üzerine en güzel giden iki cesur insanken, iki kontrgerilla düşmanı, anti militarist insanken şaka yapar gibi Ergenekon’dan tutuklandı.

Benim sözüm bitti.

Ceplerinde “Yetmez ama evet ha?”, “Günaydın, aklın neredeydi”, “Liboş” laflarıyla gezen yaratıcılığa uzak ve hayal dünyasında yaşayan yenilmeye odaklı ortodoks marksistler, nasyonal sosyalistler, kemalistler; gözünüz aydın.

Hiç zahmet edip yorumlar mailler döşenmeyin. Susmamı istiyordunuz, sustum.

Hala CHP’nin arkaik, faşizan, sıkıcı ve beceriksiz olduğunu düşünüyorum. Onlarla saf tutacak değilim. Ama Nedim’in, Ahmet’in Ergenekon’dan tutuklandığı zaman, Kılıçdaroğlu’na laf edecek zaman değildir. Yazılacak yazının yeri de bu site değildir.

Sağımız AKP, solumuz CHP, önümüz MHP.

Allah kurtarsın.

Bu yazının da zorla yazıldığı her yerinden belli oldu. Kusuruma bakmayın.

Paylaş
  • Print
  • Digg
  • StumbleUpon
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Yahoo! Buzz
  • Twitter
  • Google Bookmarks
Genel kategorisine gönderildi | 1 yorum

Kılıçdaroğlu uyuma: AKP vize karşılığı göçmen katline kapı açıyor

AKP AB ile sessiz sedasız bir çirkin pazarlık yürütüyor. Bu çirkin pazarlığa göre, “bir kısım” Türkiye, yani sanatçılar, iş adamları; “elit”in vizesiz gezmesine karşılık olarak göçmen iadesi kabul edecek. Bu şu demek, AB ülkeleri, istemedikleri göçmenleri, yani oraya Türkiye üzerinden zaten bütün paralarını harcayıp, yollarda öle öle gitmiş insanları Türkiye’ye geri postalayacak. Türkiye de kendi ülkelerine. Bu arada hala hayattalarsa ülkelerinde öldürülecek yahut süründürülecekler.

Bu bir suçtur. Suç, AB işlediği zaman başka birşey haline gelmez. Bu suça alet olmayın, aşağıdaki metni okuyup dilekçeyi imzalayın. Kılıçdaroğlu, sen de Ergenekon üyeliği gibi faşizan eğilimlerinden fırsat bulursan, şahane bir muhalefet şansı sana. Ner’de…

http://gocmendayanisma.org/vizerusvetinehayir/

Paylaş
  • Print
  • Digg
  • StumbleUpon
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Yahoo! Buzz
  • Twitter
  • Google Bookmarks
Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Kemal Kılıçdaroğlu: Kaybedeceksek görkemli kaybedelim kardeşim!

Kemal Kılıçdaroğlu’nun haftaya yapacağı konuşma metnini ele geçirdim, yayınlıyorum:

Değerli arkadaşlar. Şimdi, bir rahat pozisyon alın, gevşeyin. Biraz vaktinizi alacağım.

Gece, Müslüm Gürses’den türkü dinleyerek uyudum. Yorganın altında kısık sesle ağlarken, mırıldandım da: “Bu dünyada yerim yokmuş / keşke bir yalan olsaydım”.

Mırıldanırken düşündüm: SSK yönetiyorum, kurum batıyor. İstanbul Belediye Başkanı adayı oluyorum, ikamet derdimi çözemiyorum, semt adlarını bile söyleyemiyorum. Referandum kampanyası yapıyorum, oy kullanamıyorum. Bir horozlanasım tutuyor, hep ertesi gün yiyorum. Yürüyen merdivene bile yanlış biniyorum. Proje diye para dağıtmak gelebiliyor aklıma. Önder Sav’dan kaçarken Süheyl Batum’a yakalanıyorum. Güzel bir tatil yapmayalı yahut Soner Yalçın dışında kitap okumayalı yıllar olmuş. Off.

Sabaha kadar kabus gördüm. Ölmüştüm, kimse kafamı bulamıyordu.

Uyandım, bir de ne göreyim: Ak sakallı bir Makedon Bektaşi dedesi, elinde İspanyolca bir tabela tutuyor: Ya Basta! Hemen açtım Iphone’umdan Google Translate’i, baktım: Artık Yeter! demekmiş.

Dede, buharlaşarak gitmeden güzel bir Neşet Ertaş türküsü koydu akşamdan kalma Müslüm’ün yerine: Eksilmez başımın karı / Gitmez ömrümün efkarı / Geçti ömrümün baharı / Bir gonca gül deremedim

Ve duşta kendime geldim: “Evet ulan. Bir gonca gül derme vaktidir!”. Sapasağlam adamdım.

Bir plan yaptım. Şimdi, size onu açıklayacağım.

Arkadaşlar. Planım size, biraz radikal yahut tuhaf gelebilir. Şöyle düşünün. Başımıza daha ne gelebilir? Fikirlerimiz Ortadoğu için bile arkaik kaldı. AKP idi, laiklik idi korku salarak alabileceğimiz oy ortada. Sayemizde Atatürk adını duymak isteyen insan sayısı azaldı.

Bütün dünya alay ediyor bizimle arkadaşlar. Bize oy verenler dahi alay ediyor.

Şu odadaki yaratıcılık, zeka ve sıkıcılık düzeyi, ortalama bir genç insanı 10 dakikada depresyona sokar.

Ölümden önce bir hayat var arkadaşlar. Bunu 80 sene öncesinin fikirlerini tekrarlayarak tüketemeyiz.

80 yıldır seçim kazanamamış CHP, ben yalpalayınca, saçmalayınca, bugün dediğimi yarın yiyince mi kazanacak?

Kaybedeceksek, görkemli kaybedelim kardeşim.

Biz, çok saçma bir hale getirdik bu ülkeyi. İdeoloji, siyaset anlamsızlaştı. Normalleşme gerekiyor hemen. Yapılacaklar listesi de belli esasında. Şu “Dış mihraklar” korkusundan, bölünme ve irtica paranoyasından, bağımsızlık yalanından ve milliyetçilik illetinden kurtulduk mu kimse tutamaz bizi. Yapılacak iş basittir: Ülke demokrasiye ve adalete kavuşturulacaktır. Bizim yönlendirmemizle zevzemiş bir azınlık dışı da zaten böyle düşünmektedir.

Bize oy verenlerin dahi ezici çoğunluğu bizden şikayetçidir. Ordu ve devlet küçültülecek, buna mukabil iktisat ve şirketler üzerindeki devlet kontrolü artacak, böylece gelir dağılımındaki eşitsizlikle mücadele edilecektir.

Muhtaç olduğumuz kudret kanımızda, böbreğimizde yahut kazağımızda değildir. Neo-liberal olmayan bütün güçleri (AKP harici demokrat güçler) arkamıza almaktadır. Aleviler, ezilen dindarlar, Kürtler, Lazlar, Çerkesler, solcular, heavy metalciler, gençler, liberaller (kalın kafalılar için not: iktisadi liberaller yahut neo-liberaller değil) hatta endişeliler hepimize yeter.

Bu, “yapacak başka bir halt olmadığı” için AKP’ye oy veren çoğunluğu da yanımıza çekecektir. Ülkenin %95′inden bahsediyorum arkadaşlar.

Madde madde sıralıyorum!

İktidar yolu: AKP’nin yıllardır sürdürdüğü iktidar, bizim ve Sn. Bahçeli’nin sürekli saçma yollara sapmamız yüzünden fazla başıboş kalmış ve şımarmıştır. Haziran hedefimize ulaşabilmek, yani iktidara girebilmek için derhal HAS Parti, EDP, DSİP ve BDP ile işbirliği yapılacaktır. Türkiye’nin ilk seçim öncesi koalisyonunu kuruyoruz arkadaşlar. Bu dört partiyle, olası bakanlıklar, projeler dahil olmak üzere bütün detaylarda sür’atle pazarlıklar yürütülecek ve anlaşılacaktır. Ayrıca AKP’nin Elkatmış’ı, DSP’nin Pişkinsüt’ü gibi makul, demokrat ve dışlanmış isimler derhal partimize davet edilecektir.

Gölge kabine: Hep vızıldanıp bir türlü yapmadığımız şu Gölge Kabine’yi hayata geçireceğiz ve memleketin bütün sorunları üzerine hem AKP’nin durumunu takip edip raporlayacağız, hem de projeler üreteceğiz. Aklımdaki isimler şöyle: Kültür Bakanı / Sezen Aksu, İçişleri Bakanı / Orhan Miroğlu, Savunma Bakanı / Ahmet Altan, Devlet bakanları: Sezgin Tanrıkulu, Şivan Perwer, Kemal Burkay, Mithat Sancar, Ömer Laçiner, Hayko Cepkin. Aslında Pascal Nouma da var aklımda, ama sulandırmayalım.

Partinin adı: CHP adı, allerji yaratmıştır arkadaşlar. Bu ad, bir çok katliam, darbe, işkence ve derin ilişkiyle beraber anılmaktadır. Benim önerim, C’yi atalım, Halk Partisi olarak devam edelim. Sayın Bahçeli’den espri çalmak gibi olmasın ama, HP aynı zamanda Horse Power, yani beygir gücü demektir. Hedefe hızlanmamıza faydalı bir ölçü birimi. Pazarlamacı deyimiyle “word of mouth” değeri de var. Çağrışımları güçlü.

6 ok: 6 ok ne imiş? Milliyetçilik mi kaldı ayol? Devletçilik neymiş yahu? Cumhuriyetçilik ne öyle, simitçilik gibi. Olmaz öyle. 4 yay yapıyoruz onu: Demokrasi, Eğlence, Proje, Adalet

Tam bağımsızlık: Tam bağımsızlık bir koca yalandır arkadaşlar. Ne demek tam bağımsızlık? İnsan, arkadaşlarına, komşularına başka iş yapanlara kısaca diğer insanlara bağlıdır. Ülkeler de öyle. Tam bağımsızlık, tecrit demektir. Tam bağımsızlık, yalnızlık demektir. Saçmalamayalım. Ayağındaki ayakkabının pençesi Afrika’dan, yazılımı ABD’den, işçiliği Çin’den çıkıyor, sen tam bağımsız olacaksın? Hele dünya tarihine yoğurt ve pastırma dışında pek bir katkısı olmayan bir ülke olarak hohoyt. Tam bağımsız olalım, şu köşede çatlayalım. Yok deve. Elbette bağlıyız, herkes bağlı.. Sınırları insanlar çizmiştir arkadaşlar, Allah yahut evrim yapısı değildir. Hayali cemaatler üzerine kurulu kenar çizgileridir sınırlar.. bu kadar takılmayın tam bağımsızlığa. Onurlu olmaktır önemli olan. İnsanlık onurudur önde olan, önemli olan.

Mizah: Artık kendimize güldürmeyelim arkadaşlar. Misal, ben duşta fark ettim ki, Atatürk öleli epey zaman olmuş. Fikirleri, yaptıkları artık tarihçileri ilgilendirir. At arabasıyla gezilen bir dünyadaki fikirlerle e-posta atılan bir dünyayı yönetmeye kalkışırsanız size CHP derler. Atatürk’e takılı kalmayalım.

Kürt sorunu: Dünyanın en saçma sorunu. Öncelikle CHP olarak bu yaraya hep sülfürik asitle gittik. Bu eşeklikten dolayı özür dileyeceğiz. Anadilde eğitimi konuşmaktan hicap duyarız. Herkes annesinden öğrendiğini okulda da öğrenebilir. Derhal kiminle masaya oturmak gerekiyorsa onunla masaya oturacağız. Masanın üzerinde ayakta bile durabiliriz. Şununla konuşmam, bununla konuşmam tiribi yüzünden onbinler ölebilir mi arkadaşlar? Ispanak tarlası mı bu? Derhal illerin ilçelerin eski isimleri verilecek. Siyasi af çıkarılacak. Demokratik özerklik, eyalet sistemi ve sairi görüşmek için de hemmen bir “Kürt ve Türk sorunları çalışma grubu” kurup, her ilde araştırmalar yapıp acil eylem planı hazırlayacağız.

Basınla ilişkiler: Türk basını, Cumhuriyet tarihi boyunca güvenilmez, işbirlikçi, çıkarcı olagelmiştir. Ama iktidar ve “popüler birşeyler” kokusu alınca üzerine atlarlar. Bu yeni hareketimiz öyle bir şok etkisi yapacaktır ki AKP medyası bile kolayına bok atamayacaktır. İşte buna sersemleme süreci diyorum. Biliyorsunuz tavuk sersemken kesilir. Biz de, basın sersemken onu bu sefer hakikaten arkamıza alacağız. Ama ne (üyemiz) sn. Oktay Ekşi, Tayfun Türenç filan gibi tek okuru birbirleri olanlara, ne Yılmaz Özdil, Bekir Coşkun, Emin Çölaşan, Mine Kırıkkanat gibi tetikçi ve ayrımcı elitistlere ihtiyacımız var. Merak etmeyin. Yeni programımızla değil Türkiye’de bütün dünyada basın bizden bahsedecek. Şunu da eklemeliyim ki: Yarabbi şu Soner Yalçın’la ilgili söylediklerimden çok utanıyorum. Keza, Mustafa Balbay, Tuncay Özkan.. yargı süreci bir kenara, bunlar bizim asla adımızın beraber anılmasını istediğimiz isimler değildir. Hepsi tescilli darbeci yahut faşisttir. Etnik köken hesapçısından general yalakasına kadar tuhaf bir muharrir türüdür bunlar.

Yargı: Türkiye’de yargı, hiçbir zaman güvenilir bir yer olmamıştır. Nevrotik, kaprisli, adaletsiz olmuştur. Bu ülkede adamın gözünü çıkarmak, gözlüğünü çalmaktan daha az cezaya tabidir. Yargı, devleti ve mülkiyeti korumak içindir. İnsanla ilgilenmez. Ergenekon sürecinde eşe dosta bulaşılınca mızıldanan medya gibi olmayalım. Toptan değişimden yana olalım. Bu, partiler üstü bir konudur ve AKP ile evrensel demokrasi ilkeleri dahilinde işbirliğine hazırız.

Kıbrıs sorunu: Kıbrıs, elbette Kıbrıslılarındır. Başımıza bu belayı, yaptığı ilk müdahale bütün dünyadan takdir görünce şımarıp ikinci kez oraya girip bu sefer “işgal eden” eski genel başkanımız Ecevit sarmıştır. Yine baş sorumlulardan birisi bizim partimizdir. Yapılan bütün terbiyesizliklerden dolayı özür dilenecektir. Ordumuz kademeli olarak çekilecek, karar, Kıbrıslılara bırakılacaktır.

Başörtüsü sorunu: Başörtüsü yahut masa örtüsü filan gibi şeyleri koca koca adamların konuşması ayıptır. O kadar ayıptır, o kadar ayıptır ki şu anda bile kızardım, siz uzaktasınız göremiyorsunuz. Herkes kafasına da masasına da ne istiyorsa onu örter yahut örtmez.

Ergenekon: Bu ülke, derin devletten çok çekmiştir. Teşkilat-ı Mahsusa, İstiklal Mahkemeleri, Dersim katliamı, Şeyh Sayit isyanı, 6-7 Eylül olayları, Susurluk, Maraş / Çorum vb. olayları, darbeler, Kürt savaşı ve daha çok zulümün sebebi bu derin devlettir. Ergenekon operasyonu ile Cumhuriyet tarihi boyunca görülmedik kararlılıkta bir aksiyon yürümektedir. Bizim bugüne kadarki boş muhalefetimiz, avukatlık ve üyelik taleplerimiz yüzünden olay sulandırılmıştır. Bu sulanmış ortamda da AKP, tuttuğunu içeri tıkmaya başlamıştır. Oysa bu işi de partiler üstü olarak ele alıp, AKP ile iş birliğiyle kökünden kazımaya hazırız.

Projeler: Biz, proje özürlü bir parti olarak biliniyoruz. Türkiye genel olarak projeye aç bir ülkedir. Dolayısıyla bir miktar yaratıcılık bile müthiş bir sonuç elde etmemizi sağlayacaktır. Proje derken, öyle şu anda yaptığımız gibi gençlere iş, fakirlere para gibi mesnedsiz klişelere düşemeyiz. Keza, Ankara’ya deniz getirmek, ofsaytı kaldırmak filan gibi fantastik yollara da giremeyiz. Yaratıcı, işlevsel ve cesur olmamız lazım. Yani, ayak üstü uyduruyorum: “Paraya reklam alacağız”, “aşırı zenginliği devletleştireceğiz”, “vergiyi halktan, yani yani telefon, benzin, içki, sigara gibi şeylerden değil zenginlerden ve ıskalamadan toplayıp, komşusu açken Ferrari’ye binmeyi utanç verici birşey haline getireceğiz” demek gibi.. yeter ki kompleksler kapıya bırakılıp aransın. Proje mi yok?

Evet arkadaşlar.. şimdi uğradığınız şoktan kolay çıkabilmeniz için size sakinleştirici dağıtılacak. Sakinleştikten sonra bir düşünün.

En azından 80 senedir aynı şeyleri söylemekten sıkılmış olmalısınız.

(Timur Manisalı ilham kaynağı Zaytung’a teşekkürü bir borç bilir)

Paylaş
  • Print
  • Digg
  • StumbleUpon
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Yahoo! Buzz
  • Twitter
  • Google Bookmarks
Genel kategorisine gönderildi | 6 yorum

Gençlikte umut yok diyenler seyretsin

Arkadaşlar, aşağıdaki video’da genç bir kardeşimiz, Oğuzhan Z. Süheyl Batum’un okullarındaki konuşmasında Batum’la tartışıyor. Gayet medeni bir tartışma oluyor. Ama medeni tartışma olunca tabii Süheyl Batum, başa çıkamıyor. Geveliyor.

Sonuç ne?

Tıpkı bu siteyi kapattırdıkları gibi videoyu da kaldırtmışlar. Muhtemelen telif haklarından şikayet etmişler. CHP sürekli olarak hakkındaki eleştirel herşeyi mahkemeyle, şikayetle kaldırmaya çalışıyor. Al CHP’yi vur AKP’ye. Hiçbiri eleştiriye gelemiyor.

Edit / Birisi hayır işlemiş, buraya koymuş:

http://www.yerelgundem.com/haberler/254169/batum_programa_katildigina_bin_pisman_oldu.html?ref=fblike

Paylaş
  • Print
  • Digg
  • StumbleUpon
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Yahoo! Buzz
  • Twitter
  • Google Bookmarks
Genel kategorisine gönderildi | 4 yorum

Ali Nesin’den mektup var

16 Subat 2011
Sevgili Dostlar,
Hayatin bir mucadele oldugunu biliyordum da, dogrusu boylesine yogun bir mucadeleden habersizdim.

Sel, deprem, bora, tufan ve her turlu afet, hepsi viz gelir, ama aptallik karsisinda acz icinde kaliyorum, ne yapacagimi, ne soyleyecegimi, nasil davranacagimi bilemiyorum. Bu yuzden sizleri bilgilendirmekte geciktim. Son ana kadar, “olmaz, bu kadari da olmaz” dedim.

Yanilmisim. Olabilirmis. Bugun yarin Nesin Vakfi’nin Sirince’deki iki evinden birini yikacaklar. Aldigimiz duyumlara gore yarin (yani persembe gunu) sabahin korunde yikima geleceklermis.

Bu evler Nesin Vakfi’na ayda 1500 lira kira getiriyordu. O parayla cocuklarimizi besliyor, isitiyor, giydiriyor, okutuyorduk.
Ev deyip gecmeyin. Bunlar bildiginiz evlerden degil. Nakis gibi islenmis olaganustu guzellikte iki Rum evi. Sadece gelir degil, ayni zamanda gurur kaynagimizdi bu evler. Ve sadece Turkiye’ye degil, dunyaya kazandirdigimiz zenginliklerdi.

Turistlerin “tipik Rum evleri” diye fotograflarini cektikleri uc bes Sirince evinden ikisiydi, Sirince’nin alametifarikalariydi.
Cocuklar kazaniyor, Sirince kazaniyor, Turk turizmi kazaniyor, insanlik kazaniyor, ustune ustluk kimse kaybetmiyor… Daha ne!

Kazin ayagi oyle degil iste…

Anlatmaya ta en bastan baslayayim:

1998’de Sirince’ye Sevan Nisanyan dostumu ziyarete gittim. Eski bir Rum evini restore etmis. Mutevazi kalmaya calisarak bana gosterdi. Gordugumu soyle anlatmayi deneyeyim: Muhtesem bir ev, ne evi, olaganustu bir basyapit, bas dondurucu bir guzellik, kelimelerle ifade edilemeyecek bir sey. Siz hic oksama ve ibadet karisimi bir istek veren bir ev gordunuz mu bugune kadar? Ben gordum! Bundan ben de isterim diye tutturdum. Nesin Vakfi icin eski bir harabe satin aldik. Iskeletin yarisindan cogu gitmisti, sadece bayira dayali kismi kalmisti, ikinci katin yerinde de yeller esiyordu.

Her uygar insan gibi once izin almaya calistik. Turkiye’ye yeni gelmistim, saf ve temizdim o zamanlar! Meger izin almak mumkun degilmis.

Soyle bir sahne canlandirin gozunuzde: Bir sabah uyandiginizda, dogup buyudugunuz dededen kalma evinizin tarihi eser olduguna karar verildigi, dolayisiyla bir sonraki emre kadar civi cakamayacaginiz soyleniyor. Sen kimsin, ne hakla, ne tarihi gibi sorular soramiyorsunuz.

Sonuc mu? Sonuc su: Daminiz akiyor, aktaramiyorsunuz. Ahiriniz yikiliyor, onaramiyorsunuz. Evladiniz evleniyor, oda ekleyemiyorsunuz. Sicak basiyor, cardak dikemiyorsunuz. Keciler bahcenize giriyor, bahce duvari yapamiyorsunuz… Sirince yasanmaz bir yer oluyor.

Ve kac yil boyunca? Siki durun: Tam 27 yil boyunca! Yani bir kusak boyunca! El insaf! Buna zulum denir. Devletin vatandasina yaptigi zulumdur bu. Baska da adi yoktur. Buyuk Z ile zulum.

Guzelim Rum evleri teker teker yok oluyor, Sirince bosaliyor, bir tarih yok oluyor ve acisini koylu cekiyor. Ama devlet erkaninin umurunda degil. Neden olsun ki, onlarin dami akmiyor ki!

Bu arada cesur bir adam cikiyor ve bu yok olusa izin vermiyor. Seversiniz sevmezsiniz, Sevan Nisanyan bir fenomendir. Sanki elinde sihirli degnek, neye el atsa ortaya guzellikler sacilir. Tartisin, kavga edin, ama bu yetenegini de lutfen teslim edin.

Sevan da (ve ayiptir soylemesi) ben de iyiyi, dogruyu, guzeli gorduk mu dayanamayiz. Sonunda olum olsa o yolda gideriz. Dostlugumuzu da biraz yarim aklimiza ama daha cok bu inadimiza borcluyuz. Oyle yaptik. Aptallik yerine iyiyi, dogruyu, guzeli tercih ettik. Aynen Matematik Koyu’nde yaptigimiz gibi.

Arsa dahil toplam 70.000 dolara iki goz kamastirici yapit daha ortaya cikti. Bu iki evden biri yarin yikilacak.

Bugun birini, yarin digerini, bir sonraki gun de Matematik Koyu’nu yikarlar.

Sadece Nesin Vakfi’nin degil, Nisanyan evlerinin ikisi de dahil olmak uzere toplam 22 koy evi yikilacak.

Koyluler infial halindeler. Devletle halk karsi karsiya.

Dokuz nufuslu yoksul bir ailenin iki goz evi yikilacak ornegin. Hem de bu kis kiyamette.

Insanlarin kimseye zarar vermeden, kiyida kosede biriktirebildikleri uc bes kurusla, alinteriyle, emekle yaptiklari evler yikilacak.

Aptalligi yeterince yazdim sanirim, yazmaktan ben sikildim. Isin ozune geleyim: Gelin Sirince’de konugumuz olun. Yarattigimiz guzellikleri son bir defa gorun. Vahsete ve tarihe tanik olun. Baska imkani olmayanlar icin yarin aksam saat 9’da Taksim’den, AKM’nin onunden Sirince’ye otobus kalkacak.

Isin ozunun ozu: Bir iki gun icinde gerceklesecek bu vahsetin sorumlularini herhalde merak ediyorsunuzdur. Soyleyecegim.

Ama icim kan aglaya aglaya soyleyecegim: Izmir Il Ozel Idaresi ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin egemenligi altindaki Izmir Il Genel Meclisi.

CHP artik kime sikayet edilir bilmiyorum; son merci oleli 70 kusur yil olmus.

Sayin Kilicdaroglu: Ne yap ne et, bu halki bu halk partisinden kurtar! Sirince gibi on koy, Nesin Vakfi gibi on vakif feda olsun, yeter ki bizi bu halk partisinden kurtar.

Muhtac oldugun kudret halk partisinde degil, bu halkin kendisinde mevcuttur!

Sevgi ve saygilarimla,
Ali Nesin (www.nesinvakfi.org)

Paylaş
  • Print
  • Digg
  • StumbleUpon
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Yahoo! Buzz
  • Twitter
  • Google Bookmarks
Genel kategorisine gönderildi | 1 yorum

CHP: Oto kaportacısına yatalak kadın eleman aranıyor!*

Geçen gece çok sevdiğim bir arkadaşımla konuşuyorduk. Kendisi iyi okullarda okumuş, yıllarca büyük şirketlere yöneticilik de yapmış prestij sahibi bir yayıncıdır.

Entelektüel bir insan olarak CHP’nin tek bir projesi olmadığının, politika üretmediğinin, sadece Tayyip ne derse karşı çıktığının farkındadır.

Ama AKP’nin kontrolsüz gücü sinirini bozmaktadır. Hangimizin bozmaz ki?
AKP hatalarını kontrol edecek, gücünü dengeleyecek bir siyasi parti özler. Hangimiz özlemez ki?

Kılıçdaroğlu’nun Sav, Baykal vb.’den kurtulduğunu, Nur Serter’den, Canan Arıtman’dan filan da zamanla kurtulacağını, CHP’de bu işlerin kolay olmadığını düşünür.

Şunu söyledim yaklaşık olarak: Sav’dan filan kurtulmak CHP için hakikaten büyük bir adımdır. Ama insanlık için miniminnacık bir adımdır. Evet, samanlıkta aranan iğne sayısının birden ikiye çıkması iğne bulma olasılığını iki kat arttırır. Ama gerekli olan iğne aramaktan vazgeçmekse bu büyük adımın bir anlamı olmaz.

Şunları da ekledim: Güzel abicim, peki Hrant’ı, Ceylan’ı, Santoro’yu, Festus Okey’i, Pınar Selek’i ve benzerlerini sahiplenmemesine engel ne? Kürt diyememesinin sebebi bir çeşit artikülasyon bozukluğu mu? Neden Kürt açılımını zorlamıyor? Neden Kıbrıs, iktisat, sağlık, eğitim konularında ağzını açmıyor? Açsa da geçen yüzyıldan replik tekrarı yapıyor? Neden Süheyl Batum isimli post Le Pen’ci muhterem DP’li cuntanın potansiyel başbakanı CHP’de? Hem de genel başkan yardımcısı? Hem de hergün konuşuyor?

Bunları bilmiyor muydu? Elbette biliyordu. Ama umut fakirin ekmeği işte.. elindeki tek şans bu gibi görünüyordu.

Bu yayıncı arkadaşımın hissiyatı, bu ülkenin eli kitap tutan insanlarının çoğunun hissiyatıdır.

Yanlıştır.

Ergenekon’cu, darbeci, Kürt diyemeyen bir partiye hangi sebeple olursa olsun oy vermek, solcu yahut sol eğilimli birisine yakışmaz.

Kılıçdaroğlu bu hal ve tavırlarıyla alenen AKP için çalışmaktadır.

İnsanlar hata yapabilir. Misal, dili sürçer, bilgi hatası yapar. Ama insan Türkiyenin iliğini sömüren, onbinlerce ölümden, uyuşturucu kaçakçılığından, neredeyse ülkedeki bütün fenalıklardan sorumlu olan bir Ergenekon için “Neredeymiş üye olayım” der mi? Hikmet Çetinkaya bile demiyor be.. o bile “Doğrudur, doğru düzgün gidilmelidir üzerine” diyor.

Bilmez mi sokaktaki insanın bildiğini. Bilmez mi PKK ile yürütülen danışıklı savaşı, faili meçhulleri, meş’um 90′ları, Susurluk’u filanı falanı…

Hukuksuzluk elbette vardır tutuklamalarda. AKP öç alma mekanizmasına da çevirmiştir kısmen. Ama sen fikri takipte bulunmaz, olayı ciddiye almaz, sulandırırsan; AKP’nin de iki ileri bir geri adım atmasına mızıldama hakkın kalmaz.

Dilimde tüy bitti ama yine söyleyeceğim: CHP silkelenip kendine gelmedikçe, yahut hakiki bir sol parti çıkmadıkça daha bu AKP çooook büyür.

Eyy CHP’ye rağmen CHP’ye oy veren seçmen, suçlusun. AKP’nin önünü açıyor, solun önünü kapıyorsun.

Sen, CHP’ye, CHP’nin hiç bir halt olamayacağını bile bile, “nasılsa iktidara gelemez” diye diye “denge olsun bari” diye oy verirsen, iktidara gelirse iktisadın çöküp “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” sistemine dönüşü bile bile oy verirsen (durumun iki yüzlülüğü bir kenara) CHP’nin silkelenmesine engel olursun. Yeni bir parti kurulmasına da engel olursun.

Bırak, dersini alsın da etsin ezber.

Oyunu git BDP’ye ver. Kürt milliyetçisi ama o diyorsan, EDP’ye ver. Çok küçük ama o diyorsan, HAS Parti’ye ver. “Milli Görüş kökenli ama o da” diyorsan git çöpe ver. Bu haliyle yaşatma şu Ergenekon’a üye olmak isteyen partiyi.

*: Başlıktaki enfes espriyi Fatih Solmaz’ın uzun yıllar önce Tan gazetesine yaptığı müthiş fotoroman’dan arakladım.

Paylaş
  • Print
  • Digg
  • StumbleUpon
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Yahoo! Buzz
  • Twitter
  • Google Bookmarks
Genel kategorisine gönderildi | 1 yorum

Halk hareketleri, bağırsak hareketleri..

Türkiye’nin en temel iki problemi: Cehalet ve sıkıcılık.

Halktan bahsetmiyorum. Halk asla başka bir halktan daha cahil yahut sıkıcı değil. Ne bileyim, ortalama Hollandalı daha fazla rock grubu ezbere sayabilir, ortalama ABD’li “Walk Here” yazmadıkça nereden yüreceğini bilemez filan. Ortalama Türk rock grubu sayamaz, ama ezberden Neşet Ertaş söyler, nereden yürüyeceğini de iyi bilir.

Ha, öksürük taşının altından geçenler vardır, iyileşeceğini sanır.. olur öyle. Her yerde olur. Ne bileyim, Kıbrıs’ı Ege’de zannederlermiş.. forward edip duruyorlar. Her yerde böyledir bu. Çıkın sokağa, soru ne kadar basit olursa olsun bir kısım insan bilemez. ABD’de otostop yaparken bana “Aaa, Türkiye’den otostopla mı geldin?” diyen, aradaki okyanustan habersiz dangalaklar vardı.

Ama bizde, başta beyaz, “çağdaş” ve endişeli “kesim”, hele bunların TV’lerde boy gösteren kısmı, özel olarak cahil ve sıkıcıdır.

Çanakkale Savaşı’nı Kurtuluş Savaşı’nın parçası sanır, her Türk asker doğar sanır, Kulüp rakısı’nın etiketindeki İhap Hulusi’yi Atatürk sanır, Erol Simavi’nin yaptığı “Bolşeviklik müslümanlıktır” konuşmalarını bilmez, Dersim’deki sivil halkı Sabiha Gökçen’in müthiş bir şevkle bombaladığından habersizdir, 1905 seçimlerinde İstanbul’da 950 bin kişiden 550 bininin gayrı müslüm olduğunu, bugün bu rakamın birkaç bin olduğunu bilmez, ilk demokratik seçimleri İnönü sayesinde 1950′lerde yapıldı sanır filan da filan.

Yolda yürüyen birisinin cahil olma hakkı vardır. Ama TV’de konuşan birisinin konuştuğu konuda cahil olma hakkı yoktur. Netekim konuşmak zorunda değildir.

Bakınız Mısır konusu. Bir komplodur gidiyor, ABD tezgahıymış. Hayır efendim. ABD medyası başından beri “ABD istihbaratının neden olayların bu şekilde gelişeceğini tahmin edemediğini” tartışıyor.

Bir tanesi açıp da “dabulyu dabulyu” deyip bir ABD haber sitesini, medyasını takip etmiş mi? Hayır. Çünkü ihtiyacı yok, cahil cesareti var. Ve o cesaretin getirdiği hazır fikirleri var cebinde. O fikirleri de rahmetli Uğur Mumcu’nun dediği gibi bilgi zannediyor. Allah kurtarsın.

Tane tane anlatmaktan hicap duyuyorum ama: Mısır’da bir statüko DEVRİLDİ. ABD, bırakın parmak sahibi olmayı, çok geç uyandı ve kabullendi. Bushgiller olsaydı geç de olsa kabullenmezlerdi. Mübarek’i korumaya çalışır, binlerce insanın ölmesine sebep olurlardı. Cumhuriyet mitingleri ise Mısır’daki gibi statükoyu DEVİRMEK için değil, KORUMAK içindi. Halk hareketi de değildi. Önde devlet erkanıyla güvenli bir bağırsak hareketiydi daha çok. Gaz çıktı, bitti.

Otu çöpü ABD’den bilmek bilgi sahibini küçültür. ABD bu işe, CHP ve AKP ile beraber şaşırdı. Keşke Kılıçdaroğlu atik davranıp Erdoğan’dan önce Tahrir meydanına selam yollasaydı. Ne biçim prim yapardı.

Ama malumunuz, geleneksel olarak CHP’li olmak, Arap düşmanı olmak demektir. Iğğ, devrimi elleriyle yapıyorlar. Cem Dinlenmiş’in enfes esprisi açıklıyor herşeyi.

Aynı cehalet bir beklentiye de yol açıyor: Halk, sokaklara dökülüp AKP’yi devirebilirmiş. Yahu o halk AKP’ye oy verdi. Hadi cahilsiniz, bunu da mı bilmiyorsunuz? Bir sonraki seçimde vermeyiverir. Niye sokağa dökülüp iş görsün.

Hayır, keşke.. sokağa dökülsek, AKP’ye, CHP’ye, MHP’ye karşı yürüsek, devirsek şu cumhuriyeti, yenisini kursak. Yılların işkencelerinin, cinayetlerinin, hortumlarının hesabını sorsak. Zenginden alıp fakire versek. Ama işte, konjonktür tanrısı diyor ki, zamanı değil. Hele bu davetlerle fıkra bile değil.

Tansel Çölaşan “Yeniden cumhuriyet mitingleri” demiş gaza gelip. Tabii. Yeniden. Hadi bakalım. Görelim. Son teşebbüslerinde Çağlayan’da yüz kişi toplayabilmişlerdi.

Mitinge benim de bir çok eşim dostum gitti. Beni ayıpladılar gitmedim diye.

Aynı eşim dostum, Şener Eruygur’un, Tuncay Özkan’ın yolladığı davetiyeyle Oscar törenlerine bile gitmez artık.

Neden? Çünkü bitti.

Sıkıcılık konusuna sonra geleceğim.

Kılıçdaroğlu bugün ne yaptı hiç karışmayacağım. Pınar Selek’i görmezlikten gelip Soner Yalçın’ı sahiplenmesini, basın özgürlüğü diye yırtınırken İnternet siteleri kapattırmasını yazmayacağım. Çok eşitsiz bir muhabbet var aramızda. O, kesintisiz malzeme üretiyor bana. Ama ben sıkılıyorum, affedin bu sefer. Bakın, sıkıcılık konusuna da girmiş oldum.

Not: Üzerimde Balyoz tutuklamaları ve OdaTV baskını hakkında yazmam yolunda bir baskı var, yazmayacağım şimdilik. Lakin Numan Kurtulmuş’u takip etmenizi önerebilirim. Çok şahane yorumlar yapıyor bu konuda.

Paylaş
  • Print
  • Digg
  • StumbleUpon
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Yahoo! Buzz
  • Twitter
  • Google Bookmarks
Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Kim elinde yağ olsa CHP’nin ekmeğine sürer?

CHP seçmeninin bir kısmı da yönetimi gibi yaratıcılığa uzak. Beni sürekli olarak aynı şeyle eleştiriyorlar: AKP’nin ekmeğine yağ sürüyorsun.

Bir şekilde bu siteye ulaşmış “Sen şöyle dedin ama aslında o böyle” diyen bir tek CHP’li e-postası, yorumu, lafı yok.

Yahut “Ama haksızlık ediyorsun, Kılıçdaroğlu aslanlar gibi yönetir ülkeyi”. Bunun imasını bile duymadım.

Bu CHP seçmeni kör mü?

Görmez mi, AKP’nin ekmeğine ben yağ sürmüyorum. Zaten o ekmek CHP yüzünden yağ dolu. AKP’nin ekmeğinin doymuş yağ oranı, Süheyl Batum’un Ergenekon sevgisini bile sollar.

Sık sık aynı amatör bir anket yaparım civarımda.

Soru 1: Seçimlerde ne olsun istiyorsun.
Fiks cevap: AKP gitsin.

Soru 2: CHP ülkeyi hakikaten yönetebilir mi?
Bu soruya hazır CHP seçmeni Ar-Ge aşamasında. Şimdilik “gak” yahut “guk” diyorlar.

Şunu hepiniz biliyorsunuz değil mi? CHP’nin bırakın projesini bir siyaseti bile yok.

“CHP ne istiyor?” sorusunun cevabını bilen var mı?

CHP seçim stratejisini açalım. Ben Kılıçdaroğlu’nun gizli ajandasında şunları buldum:

Kürt demezsem, kıyı şeridini kaybetmem. Endişeli İzmir cepte.
Bikaç kere Güneydoğu’ya da gittim, demek ki Kürt’ler de oy verir. Üstelik Kürt olduğumu söylüyorlar.
“Benim adım Kemal” cümlesi, iktisat problemleri üzerinde epey etkili olacaktır.
Ergenekon’un avukatlığı sayesinde BBP’nin oylarından birkaç puan kaparım.
Benim annem de başörtüsü örtüyordu diyerek yeni orta-sınıf oylarına sulanırım.

Arkadaşlar, hepiniz bal gibi biliyorsunuz CHP’nin bu ülkeyi yönetemeyeceğini.
Hepiniz biliyorsunuz HİÇBİR zaman iktidara gelemeyeceğini.

Bilmediğiniz şu: Bu ülkenin önündeki kambur AKP değildir. CHP’dir.

AKP sıradan bir sağcı, neo-liberal, muhafazakar partidir.

Sağcı, neo-liberal, muhafazakar partiler ne kadar acımasızsa, o kadar acımasızdır. Daha fazlasını beklemek safdillik olur.

Karşısına sahici bir rakip çıkana kadar şampiyonların birincisidir.

Kör CHP’li olmayan herkes CHP iktidarından tırsar. Bir önceki hükümeti düşünsenize.. “içine sinmeyerek” geçirilen AB yasaları, sokağa salınan tecavüzcüler, katiller, bir gecede 3 katına çıkan USD dolarları.. bütünü düşman komşular, bitme olasılığı bile görünmeyen bir savaş, şımarmış bir asker…

Şimdi bir yatağa uzanıp “balığın kavağa çıkması” filan gibi acayip şeyler düşünün. Tutun ki Haziran seçimlerinde CHP %45 oy aldı.

Bu ne demektir biliyor musunuz?

3 ay içerisinde Türkiye Mısır olur. Sonraki 3 ay içerisinde yapılacak erken seçimlerde de (ee, darbe devri bitti Süheyl Batum) AKP %90′la iktidar olur.

Neden mi?

Çok basit:

Maazallah iktidara gelirlerse Mehmet Haberal’ın ve şürekasının kahraman ilan edilmesi, Kürt, Kıbrıs, Ermeni, Başörtüsü sorununlarının azarak devamı, tekrar komşularımızın düşman ilan edilmesi, enflasyonun hortlaması, askerin darbe yapabilecek kudretine geri dönmesi için uğraşılması, yargının tekrar hukuk dışı 367, Şemdinli vb. kararlarına dönmesi için kadrolaşma, yeni siyasi cinayetler..

Ben uydurmadım, CHP’lilerin TV’lerde söylediklerinden bunu anladım.

Bu halk bunu yer mi?

Bunları üç aşağı beş yukarı bugün telaffuz ediyorlar zaten. Daha dün Süheyl Batum ne dedi? “Asker kağıttan kaplan haline getirdiler”. Açıkça “Askerin siyasete karışma kudretini elinden aldılar” diye mızıldanıyor. Askerin tank yahut zavallı er sayısında bildiğimiz bir azalma olmadığına göre başka ne diyor olabilir?

Bunu diyen parti sosyal demokrat oluyor ve bu parti şaşırıyor ki oy alamıyor.. vah vah.

Sonra bu adam AKP’nin ekmeğine yağ sürmüş olmuyor, ben sürmüş oluyorum.

Breh breh.

Buyrun, bir başka AKP ekmeğine yağ sürme meraklısı. Bugün Kılıçdaroğlu yine inciler sarf etmiş: Davutoğlu, Türkiye’nin gelmiş geçmiş en kötü dışişleri bakanıymış.

Gülerler insana.

Bir insanın muhalefet anlayışı nasıl olur da her şeye sürekli karşı çıkmak, şikayet etmek üzerine kurulu olabilir?

İletişimden kapı kapı gezen tencere pazarlamacısı kadar anlayan birisi bile bilir ki, bir tencereye “dünyanın en güzel tenceresi budur” demek en az, öbür tencereye “dünyanın en kötü tenceresi odur” demek kadar işlevsizdir. Çünkü inandırıcılığa uzaktır.

Bir tencere içih “Dünyanın en kötü tenceresi odur” demekten daha etkili olanı şudur: “O tencerenin sapının yalıtkanı beşinci sınıf. İlk pişirmede eliniz yanar.”

CHP, bu kadar bile farkında değil siyaset denen şeyin ne olduğunun. Anlık kararlarla herşeye en kötü cümleyi bulup söylemenin muhalefet olduğunu sanıyorlar.

CHP cümlesi, yani “Dünyanın en kötü tenceresi odur” cümlesi, adamın aklına tarihteki daha iğrenç tencereler gelebilir pekala. Abartılı cümleniz aleyhinize delil olarak kanepeye uzanabilir.

İkinci cümle ise karşınızdaki insanın gözünde bir durum canlanmasına izin verir. Açık ara inandırıcı olan budur.

Kılıçdaroğlu da Davutoğlu için misal şöyle deseydi: “Hani Ermeni sorunu, Kıbrıs sorunu, ruhban okulu.. rafta uyuyor hepsi. Kafayı takmış bir Osmanlı Devletler Topluluğu; yok efendim Mescid-i Aksa’da namaz; Sultanahmet Camii neyine yetmiyor..” Böyle deseydi, insanların gözünde birşey canlanmasına izin verebilirdi.

Ama “Gelmiş geçmiş en kötü Dışişleri Bakanı” deyince ters teper. Bir çok insan çıkıp “artan dış ticaret hacmini, bin yıldır düşman olan komşularla pek verimli sırnaşmalarımızı, kalkan vizeleri, bütün Ortadoğu ülkelerindeki Türkiye popülerliğini” hatırlar.

Bir de öbür tarafta Papandreu ile sirtaki yapması dışında aklımızda birşey kalmamış İsmail Cem’i hatırlar. Yahut bozuk plak gibi aynı şeyleri tekrarlayan diplomatları. Sonra der ki, “Hayır kardeşim. Gelmiş geçmiş en kötü dışişleri bakanı filan değil bu adam”

Anlamıyor musunuz: AKP’nin durabilmesi için CHP’nin vefatı şart.

CHP “Ana” muhalefet partisi güya..

AKP eleştirilerini sosyalistler ve “liboşlar” yapıyor. CHP ise sadece AKP ne derse tersini söylüyor. Bir de içki içerim, Ergenekon’u kollarım, Kürt/alevi demem, başörtüsü giydirmem diyor.

Bakınız, Kıbrıs bugün sokaklarda. Yarın Diyarbakır da öyle olacak.

Kıbrıslı Türkler de Türkiyeli Kürtler de AKP’nin takiyelerinden baydılar. Arkana rüzgar almak için iyi bir fırsat. Ner’de.

Yapılacak muhalefet, gidilecek yol, uygulanacak seçim stratejisi o kadar belli ki. “Sosyal Demokrat” olun yeter kardeşim.

Eyy CHP seçmeni. Sen Kürt’e Kürt diyemeyen, siyasetsiz, stratejisiz, projesiz, ırkçı eğilimler barındıran, bi “Sosyal Demokrat” partiye oy atmaktan hicap duyma, gel bana “AKP’nin ekmeğine yağ sürüyor” de.

Elimde yağ olsa gider BDP’nin ekmeğine sürerdim, meclise adam gibi girsin diye. (Aslında Chiapas’a gider Marcos’un ekmeğine sürer, birkaç sene de orada kalırdım CHP’nin ölümüne tanıklık etmeyeyim diye. Eş dost hep CHP’li ne yazık ki. Üstelik belki böylece kendimi bir işe yaramış hissederdim. Baksanıza şurada CHP’lilere laf anlatayım diye yırtınıyorum, tek feedback var: AKP’nin ekmeğine yağ sürüyorsun. Hay sendeki AKP korkusu kadar başına töbe töbe.)

Elimde yağ olsa kimin ekmeğine sürmezdim biliyor musunuz? CHP’nin. Çünkü ortalama bir ana sınıfı bahçesindeki “topuk burun” oyununda bile daha analitik stratejiler vardır.

(Bakınız HAS parti var ya, geliyor arkadan ince ince. Çenelerini çalıştırmadan önce kafalarını çalıştırdıklarından olabilir.)

Paylaş
  • Print
  • Digg
  • StumbleUpon
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Yahoo! Buzz
  • Twitter
  • Google Bookmarks
Genel kategorisine gönderildi | 3 yorum

Göbeğim kaşınıyor.. para gelecek!

3 tane adam sevdim. 3′ü de kimdir nedir çok bilmem. Benim için ortak özellikleri şu: 3′ü de ÇOK başarılı. 3′ü de CHP medyası tarafından aşağılandı, alay edildi.

Hürriyet, 2008'de büyük gazetecilik yapmış, Temel Kotil'in uçaktan inerken terlik giymiş fotoğraflarını yayınlamıştı!

Hürriyet, 2008'de büyük gazetecilik yapmpış, Temel Kotil'in uçaktan inerken terlik giymiş fotoğraflarını yayınlamıştı!

1. Temel Kotil. THY Genel Müdürü Temel Kotil’le, havaalanında terlikle göründü diye alay etmişlerdi. 1 tanesi değil. Çok tanesi yapmıştı bunu. Misal, Çağdaş Ertuna Milliyet’te sanki adamcağız çocuk pornosu yapmış gibi “Terlik skandalı” diye başlık atmıştı. Sonra da ne ayakların baş olması kalıyor, ne rezil rüsva oluşumuz.

Tabii bu beylere marka giyen işlevsiz şuh kahkaha bürokratları lazım. Aman herşey olduğu gibi dursun. Hiçbirşey değişmesin.

THY de CHP gibi üç harfli bir yer. Son yıllarda ne oldu biliyor musunuz? Bu alay ettiğiniz Temel Kotil sayesinde THY katlarla büyüdü. Krizden büyüyerek çıktı. Bugün dünyanın en prestijli havayolları arasında. Reklam filmlerinde dünyaca ünlü insanlar oynuyor. CHP de epey değişti. Baykal gitti Kılıçdaroğlu geldi. Önder Sav gitti Süheyl Batum geldi. Ameliyatla.

2. Şenol Güneş: Futboldan hiç anlamam. Olay mahallinde top ve hakemler olduğunu, yerlerin çim olduğunu filan bilirim. Ama Şenol Güneş’i gördüğüm an ısındım. Sonra malum medyanın “göbeğini kaşıyan adam” ilan etmesiyle birlikte aşkım depreşti. Hele Hıncal Uluç’un ondan “tiksindiğini” öğrenince emin oldum ki Şenol Güneş mübarek bir adam ve başarılı olacak. Nitekim adam Türkiye’yi dünya üçüncüsü yaptı.

Bir de allasen kim kendini bu kadar samimi anlatabilir:
“Benim üniversite okumamam için çok çalıştılar. 15 yaşında hayata başladım. 5 kardeştik, 15 yaşında aileme bakan bir kişiydim. O günlerde futbola başladım. Ortaokulda mahalle arasında oynarken, büyüklerin baskısıyla kaleye geçtim. 24 kaleciliği sevmeyerek yaptım. Lisede lisans çıkartık, 24 senedir antrenörlük yapıyorum. Henüz futbol oyununu okuyamıyorum, ama üniversite okudum, öğretmen oldum şimdi sizinle bunları paylaşıyorum” diye konuştu.”

3. Durmuş Yılmaz. Merkez bankası başkanı. Ailesiyle sıradan bir evde oturuyor. Bir Hürriyet yöneticisi yahut Hıncal Uluç, yalvarsanız yırtınsanız kahve içmeye gitmez o eve. O evde yaşamak mı? Yok artık? Yoğurtsuz ayran bile yapabilir ama o evde yaşayamaz. O evde yaşayıp da ayakkabıları kapının önünde bırakmak mı? İnsan kavgada söylemez.

Eh, bürokratı ve medyasıyla bölünmez bir bütün olan statüko çatırdadığına göre, ayakkabılara göre değil işe bakma vakti gelmiş olabilir.

Netekim o Durmuş Yılmaz’ın parasının kaynağı, ucuza Petrol Ofisi alıp, aldığının 1/4′ünü aldığından fazlasına altı ay sonra satarak oluşmuyor.

Muhterem büyük olasılıkla sadece çalışarak, işe yarayarak geçiniyor.

Ve dahi o Durmuş Yılmaz, işini AKP’ye rağmen ve gerektiğinde karşı durarak misler gibi yapıyor. Bütün dünya onu örnek gösteriyor. Alper Görmüş’ün “İlk Zenci Merkez Bankası Başkanı” yazısını tavsiye ederim.

—–
Bir ortalama CHP’li için Merkez Bankası’nı, Milli Takım’ı yahut THY’yi yönetmek nedir ki? Ekran görüntüsüdür. “Eşe dosta rezil olmamak”tır. Kentli, batılı (ama batı düşmanı) olmaktır. Ama her durumda ve muhakkak başarısız olmaktır. Sübvansiyonla yürümektir. Niyet sahibi, zaman zaman iyi niyet sahibi ama plansız, hesapsız ve projesiz olmaktır.

Birisi bana CHP’nin başladığı ve bitirdiği bir proje söyleyebilir mi?

Cumhuriyet mi?

Hangisi?

6-7 Eylül olayları tezgahtarı mı? Trakyada Yahudi biçen mi? Varlık vergisi mi? Dersim katliamı mı? 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat mı? 90 yıldır “birkaç çapulcuyla” süren savaş mı? Kart kurt eden kürtler mi? Yoksa anadil yasağı mı? Hrant, Santoro, Musa Anter, Festus Okey, Metin Göktepe, Ceylan mı? Erdal Eren mi yoksa?

Adı değiştirilen yerleşim yerleri, dereler dağlar mı? Filistin askıları mı? Örtülü ödenekler, susurluk, ergenekon mu?

Saymışken içinden CHP geçmeyen fenalıkları da atlamayalım. HES’ler olabilir mi? Yahut askerle ittifak, Sayıştay vb. mi? AB sürecini yarım bırakıp bir de zeytinyağı gibi üste çıkmak mı? Tekrar işkenceci günlerine dönmeye yeltenen polis mi? Jitem’i kurdum, öldürttüm kırdırttım diye TV’lerde sürten emekli generale karşılık yatan zavallı Tuncay Özkan mı? (gerçi o muhterem de çok yırtınmıştı beni de alın kahraman olayım diye. Hiç ummuyorlardı alıp da tutacaklarını)

Yiyim sizin cumhuriyetinizi.

Şu ülkede iki kuruş gelecek varsa onu da göbeğini kaşıyanlar kuracak. Cihangir’de 4 liraya çay içip 16 liraya makarna yiyen ve Radikal okuyan beyazlar da yardım edebilir elbet. Yahut kelime oyunlarından prim bekleyen Kılıçdaroğlu yahut “Yahu ben sağcı bir partiyim. Benim neyime açılım, orduya horozlanma, değişim filan yahu?” diyen Erdoğan bile anlayacak yavaş yavaş kimin güçlü olduğunu.

Dünya değişiyor. 1984 mü gecikiyor, kıyamet mi yanaşıyor, bilmem ben. Bildiğim, her geçen gün ak gt kara gt daha güzel ortaya çıkıyor. Her geçen gün daha az şey saklanabilir oluyor.

Malın meydanda olduğu bir dünya güzel bir dünya olur.

Paylaş
  • Print
  • Digg
  • StumbleUpon
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Yahoo! Buzz
  • Twitter
  • Google Bookmarks
Genel kategorisine gönderildi | 2 yorum

Biraz da eğlenelim: CHP için isyan vakti!

İsyan, bir kölesiz efendilik halidir. Daha güzeli, isyan kolektiftir. Aklın yolu bir değildir. Aynı amaç etrafında toplanmış muhtelif akılların itaatsizliğidir halk isyanı. Akılların birlikte yaşayabildiği enfes zamanlardır.

Ben, şahsen çok heyecanlıyım. Ortadoğu’da tam olarak bu oluyor şu anda. Umarım sonu hayırlı olur.

Benden söylemesi, onyıllarca zulüm çekmiş halkların bünyesi, bir embesil diktatör daha kabul etmez. Müslüman rejimler oluşsa bile şeriat gelmeyecektir. “Bir kısım demokrat olmayan sosyal”in bayıldığı deyimiyle “ılımlı islam” olacaktır.

Baksanıza Mübarek Hüsnü yapıştı koltuğuna bırakmıyor. Çok keyifli seyretmesi. Ama gün gelir ayırırlar adamın kıçını taburesinden girmişse bile.

Pinochet için galiba Murat Belge yazmıştı.. bir diktatörü öldürmekten daha iyidir iktidarsız seyretmek diye. Aynı hesap.

Benim de aklıma Zapatist mahkemeler geldi. Bir işkenceci generali uzun uzun yargılayıp, “Halkın arasında utanç içinde yaşamak üzere” serbest bırakmışlardı. Hem yaratıcı, hem de ne kadar ağır bir ceza.

Ülkemize dönünce heyecanım kaçıyor tabii. Çünkü burada da bir isyan çağrısı var. Kim yapıyor? Kılıçdaroğlu.

Referandumda oy kullanamamış, Kürt diyemeyen, Pınar Selek’i değil de Ergenekon’u savunan, Sayıştay kanununa, HES’lere, batan antik kentlere, kopulan AB sürecine mızıldanmayan, ama eşşek kadar olmuş kızların ne giyinecekleri konusunda mızıl mızıl mızıldanan; Festus, Okey, Hrant yahut Dink kelimeleriyle zerre kadar ilgilenmeyen ama misal bu siteyi kapatmaya gelince iş, aksiyona geçmekte tereddüt etmeyen bir partiden ve Genel Başkan’ından söz ediyoruz.

Tıpkı Kürt diyemediği gibi “dileyen dilediğini giyer” de diyemeyen, “bu konuyu bilim insanımız Sencer Ayata inceliyor” filan diyerek ODTÜ sosyoloji bölümünü konuya şahit yazmaya kalkışan bir Kılıçdaroğlu’ndan söz ediyoruz. Türkiye’nin Foucault’u Ünal Nalbantoğlu ve Spinoza temsilcisi Ulus Baker’in kemikleri sızım sızım sızladı, Sencer Ayata’nın vicdanı sızlamıyor.

Neyse. Komşularımızda isyan var. ABD ve İsrail tedirgin. Şahane iki cümle oldu bu.

Akıllı bir muhalefet ne yapardı: Konuyu azıcık okurdu. Misal, ben olsaydım derdim ki, “Türkiye derhal Hüsnü Mübarek’i orduyu halka karşı kullanmamaya çağırmalıdır. 30 yıllık diktatöre arka çıkmamalı, Mısır halkının yanında olduğunu açıklamalı, insani yardım göndermek üzere aportta olmalıdır.”

Sonra da konuyla ilgili geniş değerlendirmeler yapar, olası yeni Ortadoğu senaryolarında Türkiye’nin alması gerektiği tavırlara karşı politikalar üretirdim. Bugün Kılıçdaroğlu ne yapıyor? Giresun’da Fiskobirlik ziyaretinde. Vay fındıkkıran.

Ne diyorduk, Kılıçdaroğlu, halkı sokağa çağırıyor.

Kendimi biraz İngilizin “wishful thinking” tabir ettiği hayal alemine atıyorum:

Tutun ki Kılıçdaroğlu dünyada dengeler değişirken Fiskobirlik gezmeyen, Ergenekoncu olmayan, Kürt diyebilen, Pınar Selek’i savunan, Hrant’ın katillerinin peşine düşmüş, ordu vesayetini reddeden filan bir lider. Aynı sosyallikte ama demokrat bir lider.

Bu lider halkı sokağa çağırabilirdi. O halk da sokağa çıkardı.

Tabii ki Yippie’ler yahut Situasyonistler, bizdeki Genç Siviller kadar falan yaratıcı olmasını beklemiyorum. Ama her durumda Tansel Çölaşan’dan azıcık daha yaratıcı olunabilirdi sanırım.

Tansel hanım, Cumhuriyet Mitingleri’ni hortlatmaya niyetlenmiş. Bu kez kimse yemez, farkında değil tabii.

Hadi o, konumu ve eş durumu itibarıyla hayal dünyasında yaşayabilir. CHP’ye ne oluyor?

Sokağa çağırmak gibi karizmatik bir işin, karşılık bulamaması durumunda nasıl kaportayı çizdireceğini görmüyor mu?

Sonsuza kadar “yahu bi dediğin de olsun be adam” diyen kimse çıkmayacağını mı düşünüyor? Hadi Önder’i Sav’dı; aportta kaç kişi daha bekliyor bilmiyor mu?

Böyle yönetilmeyi hakketmiyoruz.
Böyle muhalefeti hakketmiyoruz.

Türkiye’ye gerçek bir sol parti lazım.

Paylaş
  • Print
  • Digg
  • StumbleUpon
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Yahoo! Buzz
  • Twitter
  • Google Bookmarks
Genel kategorisine gönderildi | 3 yorum